2 Muharrem 1429 / 11 Ocak 2008
Çok hoşuma giden ve sizlerle paylaşmak istediğim bir hikaye var arkadaşlar. Hemen aktarıyorum.
Efendim... Uzun zaman önce, bir ülkenin halkı arasında ciddi bir tartışma çıkmış. İki kişi bir araya gelse hemen bu konuyu konuşur olmuşlar. Tartışma konusu, “Ayda yaşam var mı? Şayet varsa, onlar bizi görüyor mu? Acaba onlara sesimizi nasıl duyurabiliriz?” imiş. Tartışmalar dalga dalga büyüyüp kralın kulağına kadar gelmiş. Kral bilge kişilerin bir araya getirilmesi için ülkenin her bir köşesine adamlarını yollamış. Halka verilen süre sona erdiği zaman sarayın bahçesi ülkenin akil adamları tarafından dolmuş. Kral kısaca durumu izah etmiş ve bu soruya bir çözüm bulmalarını emir buyurmuş. Ülkenin ileri gelenleri oturup, günlerce düşünüp tartışmışlar. İçlerinden birisi “Sarayın yakınlarındaki ucu bucağı görülemeyecek kadar büyük ovaya toplayabildiğimiz kadar adam toplayalım. Hep birlikte aynı anda bağıralım. Şayet ayda birileri varsa sesimizi mutlaka duyacaklardır ve belki bize cevap bile verebilirler” demiş. Kral bu fikri benimsemiş ve toplanılacak günü ülkenin her yerine duyurmuş. Süre dolmuş ve o güne kadar görülmemiş bir kalabalık bir araya gelmiş. Kral “Aynı anda bağırabilmek için kalenin surlarından önce bir uyarı top ateşi yapılacak. Sonra herkes derin bir nefes alacak ve ikinci top sesi ile birlikte hep birlikte aynı anda, tüm gücünüz ile “MERHABA” diye bağırılacak.”demiş. Kalabalık büyük bir sessizlik içinde beklemeye başlamış. İlk top sesinin ardından herkes derin bir nefes almış veee ikinci top sesi duyulmuş ardından. Ancak kral büyük bir ses duyacağını beklerken, kocaman alandan tabir-i caizse çıt bile çıkmamış. Çünkü herkes:”Bu kadar insan varken, benim sesimin olup, olmadığını kim bilecek. Fark edilmez bile. O halde neden kendimi yorayım ki!” diye düşünmüş ve bağırmamış. Kral olanları hayret içinde izlemiş. Tebaasındaki insanların bir vücut olma bilincinden uzaklaştığını, sadece kendini düşündüğünü, dünyanın merkezine kendilerini koyduklarını, yarın bir gün bir savaş çıkacak olsa, halkının kendisini yarı yolda bırakacağını anlamış ve halkının içindeki o birlik ve beraberlik duygusunu yeniden nasıl inşa edebileceğini düşünmeye başlamış. Başlamış ancak kral bunu düşüne dursun, halkın arasındaki bağların zayıfladığını, hatta koptuğunu, insanların sadece kendini düşündüğünü öğrenen komşu ülkenin kötü kalpli kralı ülkeye bir sefer düzenlemiş ve krallığın tamamını ele geçirmiş. Masal da burada bitmiş...”
Masal bitmiş ama hayat devam ediyor arkadaşlar... Bazen sosyal hayatın içinde olan bizlere çeşitli görevler veriliyor, bazı şeyleri yapmamız isteniyor. Görevleri yerine getirdiğimiz ölçüde insanların bizi olan güveni artacaktır, yeni görevler peşi sıra gelmeye başlayacaktır. Yeni görevler yeni başarılar, yeni başarılar yeni görevler... Sonuçta da insanlar tarafından güveniliriz, saygı duyuluruz ve başarılı biri olarak tanınırız... Denemek çok kolay değildir. Bu zor bir yoldur. Ancak sonuç bizi mutlu edecek ve kendinizi daha iyi ve bir işe yarar hissedeceksiniz.
Şimdi diyelim ki, bir basketbol takımının oyuncususunuz. Takımın direkt oyuncusu olabilmek için ya çok yetenekli olacağız ya da çok çalışacağız. Çünkü bize ne zaman ihtiyaç duyulacağını bilemeyiz ve kendimizi ispat edebilmek için karşımıza çıkacak en ufak bir şansı dahi, en etkin şekilde kullanabilecek kadar hazır olmamız gerekiyor. Bir de sosyal hayattaki rollerimizi, statümüzü kısacası egomuzu bir kenara bırakıp, bir oyuncu olarak saha çıkmamız gerekiyor arkadaşlar. Alacağımız kısa sürelerde göstereceğimiz yüksek performans bizi hedeflerimize ulaştıracaktır, kuşkunuz olmasın.
Başarılı, huzurlu, dinamik ve coşkulu bir yaşam sürmeniz dileği ile...
Hoşumuza giden kitaplarımız
- Mustafa İslamoğlu - Hayat Kitabı Kur'an
- Celaleddin Vatandaş - Hz. Muhammedin Hayatı Mekke Medine Dönemi 2 cilt
11 Ocak 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder